İSKİTLERİN OĞUZLUĞU
İSKİTLERİN OĞUZLUĞU
Tarihçilerimiz HEREDOT'u Eskiçağ Türk Tarihinin en önemli kaynağı sayarlar. Ondan önce İskitlerden bahsedeni görmedik. Daha sonraları Türklüğünden şüphe duymadığımız boylardan bahseden kaynakların “ Bunlara eskiden İSKİT denirdi” kayıtlarını görünce, Heredot'un yazdıklarına ilgimiz daha da arttı. Nasıl artmasın, yazar sadece somut olaylardan değil, İskitlerin yaşam biçiminden, boy teşkilatlarından, Destanlarından, köken söylencelerinden bahsediyor. Ben bu söylencelerle Oğuz Destanı arasında ilginç benzerlikler görürüm. İhtimâl, Heredot bu söylenceleri Karadeniz kıyısındaki Yunan kolonilerinde yaşayanlardan duymuştur. Elbette bu söylenceler, Heredota gelinceye kadar ağızdan ağıza nakledilirken asıl biçiminden çok şeyler yitirmiştir. Gene de bu söylenceler özünden bazı gerçekleri fısıldıyorlar.
İLKİ : İskitlerin atası TARGİTA( ben genelde Heredottan alıntı yaparken Yunan dilinin gereği isimlere eklenen –os belirtecini atarım) Zeus ile Boristen ırmağının kızından olmadır. Bizim destanımıza görede Uçoklar, Oğuz ile bir ırmak ortasında gördüğü kızdan türemişlerdir. Ben TARGİTA adında TURG iTA < TURK ATA sözünün gizlenmiş olabileceğini düşünüyorum. Ayrıca bana 14. yy başından Memluk tarihçisi Devâdârî nin bahsettiği , Moğol ve Kıpçakların itibar ettiği Ulu Han Ata bitiğini hatırlatıyor.
İKİNCİSİ : Bu Targitanın oğulları bozkırda gökten düştüğü sanılan altın nesneler bulurlar.( saban, boyunduruk, balta ve bir tas). Bizim destanımızda da Oğuzun oğulları bozkırda bir altın yay ile üç gümüş ok bulurlar. Söylencede İktidar, altın nesnelere dokunabilen küçük oğula bağışlanırken , bizim destanımızda iktidar altın yayı bulan büyük oğullara verilir.
Targitanın oğullarından türeyen boylar hususunda büyük tarihçimiz Z.VELİDİ TOGAN ilginç çıkarımlar önerir.
ÜÇÜNCÜSÜ : Bir başka söylenceye görede Herakles, ZEUSun oğludur, İSKİT , GELON ve AGATUR da, Şahmaran benzeri bir dişi ile Heraklesin oğullarıdır. Üçününde adları Türkçedir. Kökende Herakles sözüde Türkçe olmalıdır. Bunu Koroğlu, Köroğlu adlarıyla eşleştirenler var. Ben EROĞLU adıyla eşleştirmeye meyilliyim. ERMAN > HERMAN gibi , ER sözümüz batı dillerinde genelde HER şeklinde söylenir. Biz bu sözü YİĞİT, KAHRAMAN anlamında da kullanırız, batılılar da YÖNETİCİ, EFENDİ anlamında. Yani Türkün yiğidi ,batılıya efendidir. Heraklesin oğullarına gelince : İSKİTe daha sonra değineceğim, diğer ikisine bakalım.
GELON , yılan sözümüzün eski söylenişlerinden biridir. GILAN, SILAN , ŞILAN, CİLAN hatta DİLOM gibi söylenişleri olmuştur. Kitapta parlak gözlü, sarı –kızıl saçlı olarak tanımlanırlar. Pers şahına karşı koymada İskitin bağlaşığıdır.
AGATUR : bir isim tamlamasıdır. AGAT , ağaç sözümüzün eski söylenişlerinden biridir. Dilimizde T > Ç kaymasının örnekleri çoktur. TENGİZ > ÇENGİZ = deniz , BALTIK > BALÇIK sözlerinde olduğu gibi. UR da ER sözümüzün eski söylenişlerinden biridir. Belki de URUK = halk sözümüzün köküdür. Sonuçta AĞAÇERİ = Orman Halkı = Tahtacılar, Yörükler gibi bir anlamı olmalıdır. Heredot renkli giysilerini tuhaf bularak, ( galiba günümüzde de renkli giymeyi seviyorlar) bunları FAZLA KADINLAŞMIŞLAR diye küçümser, ama kazın ayağı öyle değildir. Pers şahına karşı koymada İskitin bağlaşığı değildirler. İskitler kasıtlı olarak pers ordusunu direniş birliğine katılmayan halkların yurtlarında gezdirirler. Bu halklar çil yavrusu gibi dağılır , ezilir, perişan olurlar. Sıra AGATUR a geldiğinde, İskite bir çavuş yollayarak , gerekirse silahla karşı koyacağını belirtip,ülkesine girmelerini yasaklar. İskitler de bu yasağa uyarlar.
DÖRDÜNCÜSÜ: İskitlere efendilik taslamayı uman Pers Şahına Kağanın cevabı : “ Ben iki efendi tanırım, biri ATAM ZEUS diğeri İskitlerin Kraliçesi HESTİA” şeklindedir. Heredot böyle anlamış ,ama bana Kağanın “ ATAM OĞUZ “ demiş gibi geliyor.
Gelelim İSKİTlere: Heredot, onlara SKUTH adını yunanlıların taktığını iddia eder. Bana göre bu doğru değildir. Heredotun SCYTH olarak yazdığı, batılıların da tekrarlayıp durduğu sözün o çağda tam nasıl söylendiğini bilmiyoruz. Ancak Hint ve İran kaynaklarının bu boylara SAKA dediklerini biliyoruz. Saka sözünün SAK kısmı dilimizde anlamlı bir sözdür. Türevlerini günümüzde de kullanırız : Saklı, saklamak, saklanmak, saklambaç, sakınmak gibi. SAK sözü Kaşgarlının sözlüğünde de var. dikkatli, tedbirli ,uyanık demekmiş. Akıllı, yetenekli, ileri görüşlü anlamını yakıştıranlar da var. Bu anlamları bilince Pers Şahını çılgına çeviren süvarilere, Heredot'un HAYALET ATLILAR demesini çok eğlenceli bulurum.
İskit boylarının doğudaki koluna Massaget dendiğini de biliyoruz. Bu sözü MAS-SAG-ET şeklinde hecelerine ayırırsak daha kolay anlaşılır. Orta hece SAG < SAK sözünden türemedir. -ET/AT ,-T ; o çağlarda kullanılan çoğul ekimizdir. Çağdaşları Kelt < KELET, Galat < KALAT adlarıda aynı kurulumdadır. MAS hecesi de BAŞ sözümüzün eski söylenişlerinden biridir. Batı dillerinde MASTER, MAİSTER, MAİSTRO sözlerinde eski şekli ve anlamıyla yaşıyor. O sözlerin hepside BAŞER, BAŞUSTA, BAŞKİŞİ =YÖNETİCİ anlamındadır. Massaget sözün bütünü de BAŞ SAKLAR anlamındadır. Herodotun SKUTH sözüde aslında SAKUT şeklinde vede SAKLAR anlamında olması gerekir. Ad Türkçe olduğundan , yunanlılar tarafından konmuş olması söz konusu olamaz.
Kağıt ,kalem ve Not defterinin olmadığı, yazma imkânlarının sınırlı olduğu bir çağda Herodotun yüzlerce şahış, yer ve boy adlarını nasıl aklında tuttuğuna vede oldukça doğru olarak yazdığına şaşıyorum.
Yazıma konu boylardan biri de THYSSAGET tir.Bu boy adının MASSSAGET ile benzerliğini çok az kimse fark etmiştir. Bunlardan biride Osman Karatay hocamızdır. Benzerliği fark etmiş ama Türklerin kökeni, kitabı 15.baskı sayfa 159 da. “THYSSAGET adını çözmek hayli zor, MASSSAGET lerin kimliğini tespit edecek fazla bir veri bulunmuyor“ der.
Yukarıda, Massaget adının Baş Saklar anlamında olduğunu yazdım. Görebilenler için Thyssaget adınında Dış Saklar olabileceği açıktır.
BAŞ SAKLAR- DIŞ SAKLAR, çoğul eklerini atınca da BAŞSAK – DIŞSAK zıtlıkları ne kadar da çok ÜÇOK – BOZOK, veya İÇ OĞUZ – DIŞ OĞUZ Tanımlarına benziyor demekten kendimi alamadım. Bu Bulguyu göreli yıllar oldu, ancak İlk bakışta OK ve SAK sözleri arasında bir bir bağ kuramayınca , yüksek sesle dillendirmekten kaçındım.
Yıllardır bunlara kafa yorarken, Üçok tanımındaki üç sözünün üç olmadığını, Bozok tanımındaki boz sözünün de boz olmadığını fark ettim. Bu makaleyi yazmaya karar verince benim bulgularım doğrultusunda yazılmış bir şey var mı? diye Oğuzlar ve destanları üzerine yazılmış bende bulunan önemli kitap ve makaleleri iki aya yakın, satır satır tekrar gözden geçirdim. Yetmedi internette ulaşabildiğim konuya ilişkin makalelere bir daha baktım.
• Prof. Faruk Sümer hocamız OĞUZLAR adlı ( 1980, 3. Baskı) 700 sayfalık o dev eserinde, ki her satırı büyük bir emeğin ürünü olduğunu haykırıyor, ÜÇOK tanımındaki ÜÇ sözünün sayı olduğundan öylesine emin ki, buna güvenerek BOZOK tanımındaki BOZ sözünün de sayı olabileceğini ciddi,ciddi ifade ediyor.
• Prof Muharrem Ergin Hocamızın DEDE KORKUT KİTABI ( 1989, 2. Baskı) da, sayfa26 ve 55. de ÜÇOK u, İÇOĞUZ , BOZOK u da DIŞ OĞUZ ile eşlemeyi kabullenir. Hikâyelerde hakim , yönetici güç İÇOĞUZ dur. Adil yönetmediğinde DIŞOĞUZ , İÇOĞUZA baş kaldırabilir. Diğer yandan: Hoca şüphesiz , uygurca Oğuz kağanDestanını, Reşidüddin in OğuzKağan söylencesini vede Ebulgazî Bahadır Hanın Şecere-i Terakimesini görmüştür. Bunlarda üstünlük altın yayın sahibi BOZOK lardadır. Hoca bu çelişkiyi niye görmedi, gördüyse niye değinmedi? Belli değil.
• Prof. Bahaeddin Ögel hocamız. Oğuz Kağan Destanı adlı makalesinde ( sayfa 26) "Oğuz Kağan altın yayı, üç büyük oğluna vermiş ve onlara, yayın bir hükümdarlık sembolü olduğunu hatırlatmıstı. Bu sebeple hükümdarlık, devamlı olarak batıda oturan ve Oguzların BOZOK Türklerini meydana getiren, üç büyük oğullarının hakkı olacaktı” diye açıkça yazar.
• Benim görebildiğim , Yazılı kaynaklarımız ile sözlü aktarımdan gelen çelişkileri farkedip bunun üzerine ilk makaleyi yazan bilginimiz, Prof. O. Karatay dır.
Türk Dünyası İncelemeleri Dergisinde (17/1 ,2017 ) “Bozok” Adlandırması: Geleneğin Geçmişi Diriltmesi adlı makalesinde ,O da
“tarihsel veriler Üçok’un İç Oğuz’a, Bozok’un Dış Oğuz’a tekabül ettiğini gösteriyor” der, [Golden 2016: 153] ı şahit tutar. Gerçi boz sözünün renk adı olduğuna o da inanmaz, DIŞOĞUZ , iÇOĞUZa bağımlı olduğuna göre ,boz sözü eski dildeki baz = bağımlı sözünden değişmiş olmalı diye düşünür. Yani ona göre de ÜÇOK hakim, BOZOK bağımlı koldur.
Uzatmaya gerek yok. Sanırım diğer makale ve kitap sahipleri de benzer görüşler ileri sürmüşlerdir.
Ama Oğuz destanı açık seçik tam tersini anlatıyor. Yani BOZOK hakim, ÜÇOK bağımlı koldur.
Kendim, meslekten Dilci de, Tarihçi de değilim, Mühendisim. Ama yarım yüzyılı aşkın süredir(Yaş 76) mesleğimin dışında hobi olarak dil ve tarih konusunda ne bulursam okurum. Elbette öncelikli olarak kendi dilimiz ve kendi tarihimiz üzerine olanları. Analitik düşünmeyi ve okuduklarımdan sonuç çıkarmayı becerdiğimi de sanıyorum.
Dil konusunu iyi bilmenin, eski metinleri doğru anlama ve doğru yorumlamada çok işe yaradığını kendi tecrübemle gördüm. Bu yüzden bütün tarihçilerimize israrla dil konusuna da önem vermelerini öneriyorum.
İhtimal, kendisi de gördüğü için buna en çok emek harcayanların başında O .Karatay hocamızın geldiğini görüyor, memnun oluyorum. Gene de bir şeyler yanlış gidebiliyor :
Konuya dönersek : BOZOK tanımında ki BOZ sözü elbette bir renk adı değildir, ama Karatay hocamın sandığının aksine, eski dilde kullanılan, bağımlı anlamındaki BAZ sözü ile de bir ilgisi yoktur. İşte burda bize MASSAGET sözünün MAS hecesi yardımcı oluyor. BOZOK tanımında ki BOZ sözü BAŞ anlamında olmalıdır. Peki BOZ, kök söz olabilirmi ? İhtimal değildir. Ben kök sözün BOS veya BO olabileceğini düşünüyorum . Kök dilde BO sözünün BÜYÜK, İRİ, GÜÇLÜ, KUVVETLİ anlamında olduğunu sanıyorum. Günümüzde bile olağan dışı büyük bir şeyle karşılaşınca A....BOO diyerek şaşkınlığımızı ifade ederiz.
Şimdi dilbilimini devreye sokalım : BOS sözünü biz unutsak da ,Türkçenin torunlarından saydığım german dillerinde BAŞ anlamında hâlâ yaşıyor. Ayrıca ön Türkçenin yuvarlak ünlüleri bazı ağızlar da düzleşebilir. Bunun örnekleri çoktur. Keltçeden hatıra olduğu sanılan RONALDO, ROBERTO gibi erkek adlarında ki ALDO ve BERTO sözleri bizim ALDI ve VERDİ sözlerimizden başkası değildir. İsimlerin bütünü ÜNALDI ,ÜNVERDİ anlamında,RON hecesi de ÜN sözümün eski söylenişlerinden biridir.
Türkçede : RON > RUN > RÜN > ÜN
Almancada : RON > RUN > RU:M = ÜN
Germanistlerin RUNİK = gizli ,sırlı yazı sandıkları ,Türklerin gözünde ÜNLÜ YAZIdır.
Dilimizde O > A düzleşmedir, S > Z ve S > Ş kaymaları olağandır, örnekleri çoktur
Toparlarsak :
BO > BOS > BOZ = Destanların kullandığı söz ( TEMEL, ASIL , BAŞ)
BO > BOS > BOZ > BAZ = TEMEL, ASIL ,günlük dilde kullanırız
BO >> BOS > BAS > BAŞ : Dilbiliminin çıkarımı
BO >> BOS = BAŞ , German Dillerinde
BOSNA , BOŞNAK , BAŞNAK sözleri de bu bağlamda incelenmelidir. Yapmadıysa, bu da O. Karatay hocadan alacağımız olsun.
Boyları ikili yapıda sınıflandırmak sadece Türklere has değil. 8. yy da benzer uygulamayı Germanlarda da görüyoruz . O çağda Franklar Ren nehrinin doğusunda yaşayan German boylarını “dış halk” yani TAŞOĞUZ olarak görüyorlar.
Almanlar günümüzde kendilerine vede dillerine DOYÇ veya DOYÇE derler . Bu sözler eskiden TOYÇ ve TOYÇE şeklinde söylenirdi. Almanlar dilleri halk adına bir – iş eki getirerek adlandırırlar. Türkiş , Arabiş ,Rusiş gibi.
Ama kendi dillerinin adı öyle değildir , Çünki , almanca değil, Türkçedir. Bizim TÜRK sözünü araştırmamız gibi onlarda TOYÇ sözünü araştırıyorlar. Alman Dil ve Tarihçilerine göre bu söz ilk defa 8.yy sonlarında Büyük Kral zamanında latince kaleme alınmış bir mahkeme kaydında LİNGUA THEUDİSCA şeklinde geçiyormuş. İfadenin bütünü HALK DİLİ anlamındaymış , Latince , Dil anlamındaki LİNGUA kısmı atılınca , kalan THEUDİSCA sözü germanca Halk anlamındaymış . “TOYÇ adı işte bu Theudisca sözünden çıkmıştır” diyorlar. Sözden sondaki A sesini atıp kalanı Theud ve isc şeklinde bölüyorlar, “Theud eski german dillerinde halk anlamındadır, -isc de sıfatlaştırma ekidir.” diyorlar. THEUDİSC sözünden TOYÇ çıkmaz. Bu tümüyle bir zorlamadır. Zamanında biri uydurdu, Şimdi bütün alman Dil ve Tarihçileri papağan gibi bunu tekrarlayıp duruyorlar.Toyç sözünün nerden çıktığını biraz sonra yazacağım:
Aslında üç heceli THEUDİSCA. sözü temiz Türkçedir. Ayrı ,ayrı üç hecesi de Türkçedir. Sözün söylenişini bizim alfabemizle yazarsak TOYDİSCA ,hecelere ayırınca da TOY- DİS – CA olur.
Dilimizde TOY, SOY, BOY,BOD sözleri kökdeştirler. Hepside az veya çok halk anlamındadırlar.
DİS sözüde DIŞ sözümüzden başkası değildir. Batı dilleri I sesimizi hep İ ye çevirirler. S seside Kazakça da olduğu gibi henüz Ş ye değişmemiştir. DİS sözü günümüzde batı dilerinde
Diskalifiye = oyun dışına çıkartma,
Discriminieren = dışlamak, aşağılamak sözlerinde asıl anlamında yaşıyor.
-CA sıfatlaştırma ekimizdir.
TOY = HALK
TOYDİS = DIŞ HALK. Bunu TOYD ve İS şeklinde bölmek zorlamadır. Aslında DİS sözü bölünmüş olur.
TOYDİSCA = DIŞHALKCA = Dış halkın dilince . Burada ilginç olan TOY DİS tamlamasında Sümerceye benzer bir kurulum , yani asıl söz önde , niteleyenin arkada olmasıdır. Belkide Türk ve German dilleri Tarihin bilemediğimiz bir evresinde sümerce gibi tamlama kullanıyorlardı. Dilimizde bunun izleri var gibi BAŞER <> ERBAŞ, NASREDDİN HOCA <> HOCA NASREDDİN, söylem değişse de anlam değişmez.
German boyları içinde birlikte hareket eden KİMBERN ve TOYTON denen iki halk vardı. Bunlar ER > EREN , OĞUL> OĞULAN, KOY > KOYUN , BOD > BODUN sözlerimiz gibi çoğuldurlar. OĞUZ bir halk adıdır, amma o da çoğuldur. Sözlerin yalını TOYT ve KİMBER şeklindedir. Bunlardan KİMBER bana KİMMER i anımsatır.
Bu Boylar MÖ 120 yılında Jütland dan çıkıp güneye inerler, Orta ve batı Avrupayı talan eder, sonunda Romalılara yenilirler ( Eski Roma tarihçileri böyle yazmışlar. )
Evet, TOYDİSCA sözünden TOYÇ çıkmaz ama TOYT sözünden çok kolay çıkar. Çünkü dilimizde T > Ç kaymasının örnekleri pek çoktur: TOYT > TOYÇ
Nasıl ki , 6. yy kadar adı sanı pek duyulmamış kendilerine TÜRÜK >TÜRK diyen bir boyun adı , o çağdan sonra aynı dili konuşan bütün boylara genel ad olmuşsa, kendilerine TOYT > TOYÇ denilen bir boyun adı da ana kıtadaki German boylarına genel ad olmuştur . Bu çıkarımı Almanlar da bilmez.
Bütün bunları, dil biliminin eski kayıtları, eski adları doğru yorumlamada çok önemli olduğunu vurgulamak için yazdım.
BOZOK u BAŞOK anlamında kullanan atalarımız,anlamca zıddına KIÇ OK diyemezlerdi. Onun yerine UÇ OK dediler. Kenarda, kıyıda , merkezden biraz uzakta olanlar anlamında. Türk dili zengindir. Merkezde olanlara İÇOKLAR ,kenarda olanlara DIŞOKLAR diyenler de oldu .OKLAR =OĞUZ denkliğini de akıldan çıkartmayalım
İşte bin yıldır, Arap,Fars,Türk bütün bilginleri yanıltan UÇ, ÜÇ , İÇ sözlerinin yazım ve söylemde benzerliğidir. Ayrıca eski kayıtlarda görülen dokuz oğuz, otuz tatar, onok gibi halk adlarındaki sayılara öylesine güvenmişler ki, UÇOKu ÜÇOK olarak algılamakta hiç tereddüt göstermiyorlar.
Sıra ikili yapıyı adlandırmaya gelince : Birileri ÜÇOK- BOZOK, başkaları da İÇOĞUZ- DIŞOĞUZ demişler. Bu durumda Türkçe bilen herkes kolayca ÜÇOK u İÇOĞUZ ile BOZOK u da DIŞOĞUZ ile eşitler. Ben, yıllar evvel Massaget sözündeki mas hecesinin BAŞ anlamını teşhis ettikten sonra yukardaki eşitlemeye hep şüphe ile bakmışımdır. Bunu da Heredota ve dilbilimine borçluyum .
BOZOK un BAŞOK, ÜÇOK unda UÇOK > DIŞOK olduğunu kanıtladık. Heredotun yazdığı MASSAGET , THYSSAGET kavim adlarının BAŞSAKLAR ve DIŞSAKLAR olduğunu belirledik.
Her ne kadar O.Karatay hocamız Oğuzluğun oluşumunu 9. yy da başlatsa da, Destanlarımızın sözünü ettiği OKLAR = OĞUZ ile günümüzden 2500 yıl evvel Herodotun anlattığı İSKİT =SAKUT = SAKLAR aynı halklar mıydı? diye sormaktan kendimizi alamayız.
Eğer, SAK > OK aynılığını kanıtlayabilirsek, soruyu EVET diye yanıtlayabiliriz.
Hani ,dillere de meraklıyım ya, Türk ve German dilleri arasındaki bağı araştırırken karşılaştırmalarda iyi bildiğim Almancayı ve az buçuk bildiğim İngilizceyi kullanırım. Genelde işimi görürler. Bir ara İskandinav dillerine de bakayım dedim. İnternet çağında bu, çok da, zor değil. HAKAN gibi Türkçe şahıs adlarını kullandıklarını duymuştum. İnceleyince gördüm ki: ortak ve kökteş söz varlığı bir yana , dil yapılarında adamlar hâlâ Türkçenin en ilkel şeklini kullanıyorlar. Zor inananlar için bazı Örnekler:
Çok çok eski zamanlarda dilimizde sadece geçmiş ve yaşanan
( geniş) zaman ayırımı vardı. Geleceği de şimdiki zaman ile ifade ederdik( bu, zamanımızda bile mümkün). Bileşik zamanlar ,ihtiyaç oldukça sonraları oluşmuştur. Bu kural başka diller için de geçerlidir. Bizdeki fiil çekim ekleri de sonradan oluşmuştur ve baştaki şahıs zamirlerinin (öznenin) tekrarından başka bir şey değildir. German dilleri bu tekrarı bırakmış görünüyor. Örnekte fiillerin anlam bezerliği değil, şekil benzerliği vurgulandı.
yaşanan Geçmiş
ESKİ TÜRKÇE ŞİMDİKİ İSVEÇÇE ESKİ TÜRKÇE ŞİMDİKİ İSVEÇÇE
men iç-er jag läs-er men iç-ti jag läs-te
men yala-r jag tala-r men yala-dı jag tala-de
Bazılarına göre bu adamların dili latince ve yunancayla akraba imiş ( çokca alıntı sözler dışında ne benzerlikleri varsa?) Türkçe ile hiç bağları yokmuş. “Hadi ordan” diyesim geliyor.
Bütün bunları incelerken İsveççede OK sözümüzün boyunduruk anlamında kullanıldığını gördüm. İyi de, bu nesneye Almancada YOH deniyor. Türkçede K > H kayması sık ve olağandır. Yoh sözünün eskisinin YOK olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Genel Türkçede Y ile başlayan pek çok sözün Saka Türkçesinde S ile başladığını da biliyoruz.Öyleyse sözün YOK dan öncede bir SOK şekli olmalıdır. Türkçede buda anlamlı bir sözdür, ama... SOK < > OK bağını yeteri kadar anlamlı kılmıyor. Savaş aletinin işlevini tanımlıyor gibi dursa da tam doyurucu değil. Düşünmeye devam.. geriye gidelim . Bir halk niçin bir savaş aracıyla tanımlansın ve o halka OK densin ki? Çin kaynakları ON OK ların 10 boydan oluştuğunu açık seçik yazıyormuş.. Pekala OK sözü çok uzak geçmişte BOY anlamında kullanılmış olabilir. Araç-Gereç adlarıyla, anlam örtüşmesi değil sadece basit bir söylem bezerliği olabilir. Öyleyse bir de SOK < > BOY ilişkisine bakalım.
Dilimizde K > S > Y değişimlerini biliyoruz, K > G değişiminin örnekleri de çoktur. Ayrıca T sesinin K veya S den değişebileceğini vede T > P > B değişimlerinin olabileceğini biliyoruz .Bu değişimler için örnekler sıralayıp uzatmak istemiyorum . Toparlarsak :
SOK > SOY > TOY > BOY = BOD
SOK > YOK > OK = BOY
SOK > SAK > SAG = BOY
Sözlerin hepsinin anlamı aynı olsa da ,, farklı coğrafya ve farklı zamanlarda biraz farklı söylendiği görülüyor . Bunlar sadece dilbilimi kullanılarak yapılan çıkarımlardır. Herhangi bir Türk dilinde ,herhangi bir çağda SOK, SAK ,SAG sözleri OK yerine kullanılmış mıdır ? Kullanılmış olduğu görülebilirse, çıkarımın değeri artar.
Kendi dilimizde 6. yy dan eskiye giden, uzun yazılı kaynak yok gibidir. Heredottan önceki çağlara ait sözlerimizin saklandığı kaynak Sümerce olabilir. Birde oralara bakmak lâzım . Bazan baksanız da bulamayabilir, veya başka bir konuya odaklanıp göremeyebilirsiniz . Tekrar bakmak lâzım. Ben de öyle yaptım.
2013 yılında Ioannis Kenanidis ve Evangelos C. Papakitsos adlı ,yunanlı iki dilci bir makale de “ Sümerce öyle izole bir dil filan değidir, Ogur grubundan Ön Bulgarca diyebileceğimiz bir dildir.günümüzde en yakın akrabası da Çuvaşçadır. Türkçenin söz dizimi, İsim ve sıfat tamlamaları hariç, sümerin eski söz diziminin devamı sayılır, Fonoljileri , gramerleri de benzerdir” diye yazarlar,batının kıskançlıktan kilitledikleri Sümer araştırmalarının tekrar açılmasını umduklarını söylerler. Tekrar bakınca bu makalede
“Compare the word {sette} (seven) in Yakut to the common Turkic
equivalent {jedi} or {jetti}. Especially in Chuvash, {j-} has been converted to a {š}everywhere. There is also a correspondence between {j-} and {š}/{ç}, as in theTurkic *{joq} (arrow) to the Sumerian {šukur} (lance)” ifadelerini gördüm.
Yani:Türk dillerinde OK anlamında olan YOK sözü, Sümercede…..
Beni ilgilendiren ,YOK sözünün OK yerine kullanılmasıdır. ama, ne zaman ? hangi Türk dilinde ? o belli değil.
Kitaplığımda Sümerce ile ilgili fazla bir şey yok: Sadece Kraemerin “ Tarih Sümerde başlar” kitabı ile Prof Mebrure Tosun ve Prof Kadriye Yalvaç hocaların birlikte hazırladıkları Sümerce metinleri içeren kitabın 1981 baskısı var. İçlerinde Yazdığım konuyu aydınlatacak bir şey yok.
Nihayet ,aradığımı, Azerbaycanlı ELŞAD ALİLİ kardeşimizin 2015 yılında yayınlanmış, “AKADCADA TÜRKÇENİN İZLERİ, AKADCA –TÜRKÇE BAĞI “ adlı makalesinde buldum.
Makaleden konumuzu ilgilendiren bölümü kopyalıyorum:
65. sagtukullu «The top part of a weapon» - silahın uc, üst kısmı (TAD, 1984: 26). sag+tukullu. tukullu=takılı?
Sümer kökenli sözdür.
sağan - ok ucu, ok demiri (KTS, 2007: 222);
sagadak,sagaydak - sadak, okluk (Е. Н. Шипова, 1976: 266); sAg(u)n- ok ucu, demiri (52);
saa – yay ve ok Э. К. Пекарский, 1917: 2005).
66. saḫalu, seḫēlu, suḫḫulu «to pierce, stab, prick»–delmek, sapla-mak, deşmek (TAD, 1984: 28).
EBmetinlerinde geçer.
sağan - ok ucu, demiri (KTS, 2007: 222);
saqadak, saqaydak - sadak, oklug (Е. Н. Шипова, 1976: 266); sAg(u)n- ok ucu, demiri (52);
saa – yay ve ok Э. К. Пекарский, 1917: 2005).
Ön Türkçede var olmuş saq/sağ/sak/saḫ kelimesinin harfi anlamı ok, ok ucu, süngü demektir. Yalnız bu kelime mecazi anlamda aşiret birliği, lider ve hatta savaşçı kişi anlamında da kullanılmıştır. Eski Türkçede var olan oğ/ ok ДРЕВНЕТЮРКСКИЙВСЛОВАРЬ, 1969 370) kelimesi de aynen aşiret birliyi gibi anlam ifade etmıştır. Ve bu kelime de oğuş/oğuz – aşiret birliği ifadesinin kökünde durur ki (ibid, 365). saq/sağ/sak/saḫ kelimesi Akkadcaya Sümer dilin-den geçmiş ve Ön Türkçede kullanılmış anlamlara hemen hemen yakın du-rur. Sümercedeki saga (Foxvog, 1967: 46), šaggina/šaggin/šagina(Halloran 71) ve Akkadcaya geçmiş saganu (TAD, 1984: 66) kelimeleri lider, öncül, kumandan, başbuğ anlamı taşımışlar. Kaşgarlı Mahmudun verdiyi bilgilere göre Karluk başbuğları da sagun rütbesi daşımışlar ДРЕВНЕТЮРКСКИЙВСЛОВАРЬ, 1969 481). Bu da ön Türkçeden kalma bir izdir. Sümercede šaggu sözü de gerilmiş, dayanıklı, sıkı anlamında kullanılmıştır . bu da belli ki, semantik bakımdan ok ve yay kavramlarıyla alâkalıdır. Eski Akkadcadakı gamir = dayanıklı, sıkı(TAD, 1956: 33) ve gimir = ordunun öncül gücü(TAD, 1956: 75) de Sümerce ve Ön Türkçedeki saq/sağ/sak/saḫ kelimesinin tercümelerindendir. Eski Yunan metinlerinden bilinen Kimmer (κιμμερίους) etnonimi Akadcadan alınmadır ve sak etnonimin direk tercümesidir (loan translation). Nitekim, üç dilli Behistun Yazıtında Sak sözü gimir (kimmer), ya da çoğul olarak gimir-ra sözünün tercümesi gibi geçir. Türkiyede ve ingilscede sak’a gibi bilinen bu etnonimin sonundakı -a aslinde eski Yunancada kavim ve coğrafi adlar üçün kullanılmış çoğul ekidir. Özetlemek gerekirse kaynaklarda iskitler için kullanılan sak terimi aslinde oğuz teriminin sinonimidir ve Ön Türkçe kökenli bir kelimedir.
En başta yapmam gereken en sona kaldı : Birde sözlüklere bakalım.
Kaşgarlı'nın sözlüğünde: SOK sözünü
Saplamak = SOKmak = Ok germek, Oklamak tanımlarında buluyoruz. Ayrıca OKLUK = SADAK tanımını da buluyoruz.
Genel Türkçede araç-gereç adı yapmaya yarayan –GAÇ ekinin oğuz, Kıpçak, Yağma,Suvar sahasında -DAÇ şeklinde olduğu söyleniyor. Dilimizde K >> Ç değişimi de, olağan olduğundan –DAÇ ekinin eskisinin - DAK olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Yazlık > Yayla < Yaylak benzeri SADAK sözünün de de OK yeri , Ok kabı olduğu ,
Ölük > ölüg > ölüğ > ölü benzeri SAK sözünün de > SAG >SAĞ > SA şeklinde bir kısalmaya uğradığı anlaşılıyor. Demek ki sözün aslı SAKDAK şeklindeydi.
Dilbilimini kullanarak yaptığım çıkarımların doğruluğuna yukardaki örnekler yeterlidir. Yani :
SAK > SAG = OK = BOY,
SAGET = BOYLAR = OĞUZ
MASSAGET = BAŞ OĞUZ = BOZOKLAR
THİSSAGET = DIŞ OĞUZ = UÇ OĞUZ = UÇOKLAR
Bu halklara Çinlilerin SAY dediklerini okudum. Türkün SOY dediğine Çinlinin SAY demesi yadırganmaz, O geniş coğrafyada belkide Türklerden de SAY diyenler de olmuştur.
Massaget ve Thissaget hem Heredotun yaşam alanına hemde yunan kolonilerine oldukça uzak idiler. Öyleyse Heredotun aktardığı köken efsaneleri bunlara ait olma ihtimâli zayıftır .O efsaneler Karadenizin kuzey ve batı kıyılarına komşu bozkırlarda yaşayan İSKİTlere ait olması gerekir.
İSKİT adı da OĞUZ anlamında olduğundan, efsaneleri de oğuz Destanlarına çok benzediğinden bunları da Massagetl ile aynı soydan saymak yanlış olmasa gerektir. Sanırım İranlılar da herhangi bir ayırım yapmadan hepsine SAKA demişler.
Tam makaleyi bitirmek üzereyken O.Karatay hocanın “İskitler/ sakalar Türk mü?” başlıklı videolarını gördüm. Pek çok bilginin yanında, ,önemsediğim üç şey söyledi.
1. Söylenceler aksini anlatsa da AGATUR, İskitin kardeşi değildir, dilleri farklıdır. Atilla’nın zamanına kadar o bölgelerde yaşadılar, sonrada tarihten silindiler, dedi.
Kitaba bir daha baktım: Androphag ve Melankhlen için açıkça, başka ırktandırlar, dilleri ayrıdır, der ama Agatur için aynı şeyi söylemez. Ki: Agatur İskityada yunan coğrafyasına en yakın konumdadır. Soyları ve dilleri ayrı olsaydı,renkli giyimlerine lâf sokuşturan yazar bunu da eklemeyi ihmal etmezdi.
2. ''İskitlerin çıkış yurdu, Moğolistanın kuzeyi, TUVA bölgesidir.Oradan peyderpey batıya göçtüler. Massagetlere rastlayıp Harizme giremeyince Karadenizin kuzeyine yöneldiler'' dedi.
Bunu da yadırgamıyorum. Günümüzde bile mal paylaşımında kardeş kardeşin boğazını kesebiliyor. O çağlarda kardeş boyların birbirini yağmalaması, birinin diğerini otlağından çıkarıp sürmesi olağandır.
3.”Batılıların İskitleri İran dilli saymalarının hiçbir kanıtı yoktur, sadece boş bir iddiadır. Aynı veya benzer bir dil konuşsalardı,hem İskit, hem de İranlıları oldukça iyi tanıyan Heredot mutlaka bundan bahsederdi. Ama en ufak imada dahi bulunmaz.” Dedi.
İranlıların kendi dillerinde içtikleri suyun adı bile yok. Türkçeden alıntılamışlar:
Yukarda gördük. Türkçede sözbaşı S ve Y sesleri düşebilir, yuvarlak ünlüler düzleşebilir. Atalarımızın SUB sözü
SUP > SUB > UB > AB olmuş. Doğulu-batılı Farsçılara afiyet Olsun.
Germanlara da ÇORBA olur. Onlara da afiyet olsun
Yazdıklarım, Türk dili ve tarihinin aydınlanmasına minik bir katkı yaparsa, ne mutlu bana…









Yorumlar
Yorum Gönder