OĞUZLARIN KAYI BOYU

 




OĞUZLARIN KAYI BOYU
Kayı boyu Oğuz Kağan Destanı’na göre Oğuzların 24 boyundan, Kaşgarlı Mahmut’un Divân-ı Lügati’t-Türk adlı eserine göre ise 22 Oğuz boyundan ikincisidir.
Kâşgarlı Mahmut, Divân-ı Lügati’t-Türk eserinde bu boya Selçukluların mensup bulunduğu Kınık boyundan sonra ikinci sırada yer verdi ve onu “Kayıg” şeklinde zikretmiş, damgasını da gösterdi.
Eserini 1206 yılında tamamlamış olan Fahreddin Mübârek Şah’ın Türk kavimleri listesindeki “kayık” ismi de bu boyu ifade edildi. Eski Türkçe’de hece sonundaki “g”ler Batı Türkçesi’nde düştüğü için bu ad da “kayı” şeklini aldı.
Kayı Boyu’nun Anadolu’ya ilk göçleri Malazgirt Savaşı sonrasına rastlar. Zira Selçuklu topraklarında konar-göçer bir topluluk olarak yaşayan Kayılar, yeni bir yurt edinmek maksadıyla Anadolu’ya gelmişler ve özellikle Mardin Bölgesi’ni kendilerine mesken tutmuşlardır. Bazı tarihçiler, Kudüs Bölgesi’ni bile hâkimiyeti altında tutmuş olan Artuklu Beyliği’nin bu boy tarafından kurulduğunu dile getirmişlerdir.
Bu ilk göçlerden sonra, Kayıhanlılar’ın Anadolu’ya ikinci gelişleri 12.yüzyıla rastlar. Zira bu dönemde Orta Asya Moğollar’ın eliyle Türkler için tam bir cehenneme dönerken, pekçok Türk Boyu gibi Kayılar da Orta Asya’dan Küçük Asya’ya olan göçlere katılmışlardır.
Kayı Beyi Süleyman Şah, önderlik ettiği boyuyla Ahlat civarında bir süre kaldıktan sonra Haçlı Seferleri’ne karşı çarpışmak için rotasını Suriye’ye çevirmiş ancak burada Kayı’nın tüm kaderini etkileyecek müthiş bir trajedi meydana gelmiştir.
Süleyman Şah’ın Vefatı
Göç yolunu Halep istikametine çeviren Süleyman Şah, önlerine çıkan Fırat Nehri’ni geçmek isterken atı akıntıya kapılmış, kendi bacağı da atın eğerine sıkıştığı için tüm boyunun çaresiz bakışları altında Fırat’ta boğulup can vermiştir. Bu bölgede Caber Kalesi yakınlarına gömülen Süleyman Şah’ın türbesi, yakın zamanda bu türbenin terör örgütlerinden kaçırılması meselesiyle yeniden gündeme gelmiştir.
İşte bundan sonradır ki Kayı Boyu için adeta bir ölüm-kalım dönemi başlamıştır. Zira Süleyman Şah gibi bir kahramanın şehadetiyle başsız kalan Kayılar, bey olarak Ertuğrul’u seçseler de Ertuğrul Gazi’nin ağabeyleri Gündoğdu ve Sungur Tekin onun beyliğini tanımamışlar ve kendilerine tabi olan yüzlerce çadırla birlikte Orta Asya’ya geri dönmüşlerdir...
Tüm bu olumsuzluklara rağmen umutlarını diri tutan Ertuğrul Gazi, kaderini kaderleriyle cem ettiği boyunu yeniden Anadolu’ya götürmüş ve çok ilginç bir şekilde talih Kayı Boyu’nun yüzüne gülmüştür.
Öyle ki Kayı Boyu hâlâ yerleşecek bir yurt bulamayıp avare ve biçare Anadolu’da dolanırken, Sivas yakınlarında bir küçük harbe denk gelmişler ve yüreklerindeki adalet duygusuyla, kendilerini hiç ilgilendirmeyen bu savaşa dahil olmuşlardır.
Zira uzaktan baktıklarında yaklaşık 5 bin kişilik bir grubun 700 kişilik başka bir grubu araya alıp yok etmek üzere olduklarını görmüşler ve güçsüze yardım ve harbe adalet mantığıyla bu savaşın içine dahil olmuşlardır.
Hiç farkında olmadan dahil oldukları bu savaş, tüm Anadolu’nun kaderini değiştirecek bir hadisedir. Zira burada Anadolu Selçukluları’nın en güçlü Sultanı Alaaddin Keykubat, 700 adamıyla öncü bir Moğol birliğinin tuzağına düşmüştür ve Kayı Boyu yetişmese şehit edilecektir.
Ertuğrul Gazi ve Kayı Alperenleri bir anda harbin seyrini değiştirmişler, Moğolları darmadağın etmişler ve Sultan’ın hayatını kurtardıkları için de hemen Anadolu’ya iskân edilip yurt edinmişlerdir...
Önce Ankara-Karacadağ yöresine iskân edilen Kayılar, sonrasında Alaaddin Keykubat tarafından Bizans sınırına bir uç beyliği olarak Söğüt-Domaniç’e yerleştirilmişlerdir. İşte tüm cihanı gölgesine alacak çınarın tohumları ilk kez bu şekilde ve Söğüt’te atılmıştır...
Kayılar’dan bir kol da Anadolu’ya göç etmeyerek Hazar ötesi Türkmenleri içinde kalmıştır. Bunlardan Göklen ulusu arasında yer alanlar XIX. yüzyılın son çeyreğinde yirmi dört obadan meydana gelmekteydiler ve fazla bir nüfusa sahip değillerdi. Öte yandan bu Kayılar Osmanlı hânedanının kendi boylarından çıktığına inanmaktaydılar.
Osmanlı hânedanının Kayılar’la ilişkisi hakkında çeşitli iddialar vardır. Ancak Ertuğrul ve Osman beylerin idaresindeki oymağın Oğuz (Türkmen) asıllı olduğunda yerli ve yabancı kaynaklarda tam bir ittifak görülmektedir. Buna karşılık Osmanlı hânedanının Kayı boyuna mensup olduğu iddiasının II. Murad devri tarihçilerinden Yazıcıoğlu Ali’ye ait olduğu zannedilmektedir. Yazıcıoğlu’nun Osmanlı hânedanını Kayı boyuna bağlaması bu boyun Oğuzeli’nin en asil boyu sayılmasından ileri gelmiş olmalıdır.
Oğuzlar’a yakın ilgi duyan II. Murad’ın sarayında Dede Korkut destanlarını okuyan ozanlar bulunduğu ve paralarına Kayı boyunun damgasını koydurduğu bilinmektedir. II. Murad’dan önce paralarına Kayı damgasını vurduran veya onu başka şekilde kullanan bir Osmanlı hükümdarı ise yoktur. II. Murad’dan sonra paralara Kayı damgası vurulmamış olmakla birlikte bu damga uzun bir süre silâhlara işlenmiştir. Topkapı Sarayı’nda silâh müzesi kısmındaki her türlü silâh üzerinde Kayı damgasını görmek mümkün olduğu gibi XVI. yüzyıla ait toplar üzerinde de aynı damga yer almaktadır. Ayrıca II. Murad’ın torunlarının Oğuz Han ve Korkut isimlerini taşımış olması da atalarına karşı duydukları ilgiden kaynaklanmış olsa gerektir
Kayı boyu mensupları, genellikle; Eskişehir, Mihalıççık, Orhaneli, Isparta, Burdur, Fethiye, Muğla, Aydın ve Ödemiş civarındaki köylerde yerleşmişlerdir. Osman Gazi'nin ağabeyi olan Gündüz Alp (Gündüz Bey) soyundan gelen Amuca Kabilesi (Amucalar), halen Kırklareli ve Tekirdağ'ın çeşitli köylerinde, Güneydoğu Bulgaristan'da, Balıkesir'in Ertuğrul köyünde varlıklarını sürdürmektedirler.
KAYI BOYU YERLEŞİM YERLERİNDEN BAZILAR
Afyon-Emirdağ Karaçavuş(Kürtler kayı)
- Amasya Kayı (Balakayı)
- Ankara-Yenimahalle-Kazan Yenikayı (Zirkayı )
- Ankara-Yenimahalle-Yenikent Kayı
- Ankara-Güdül Kayısopran
- Bolu-Gerede Kayı
- Burdur-Çeltikçi Demirli ( Kayı )
- Burdur-Ağlasun-Karaaliler Kayıçivi
- Çankırı-Kargın Gölezkayı
- Çankırı-Eldivan Hisarcıkkayı - Kayı
- Çankırı-Ilgaz-Belören Kayılar (Kayıbekir)
- Çankırı-Orta Kayıören
- Çankırı-Orta Çaparkayı
- Çankırı-Şabanözü Kayı
- Çorum-Merkez Kayı
- Çorum-İskilip Kayı
- Çorum-Mecitözü Kayhan (Kayhanköy )
- Denizli-Merkez Kayı (Selmik)
- Diyarbakır-Bismil-Yukarısalat Kayı (Yukarışingirik)
- Diyarbakır-Dicle Kayı
Erzincan- Refaiye-Akarsu Kayı
- Eskişehir-Çifteler Kayı
- Eskişehir-Mihalıççık Kayhan( Kayıhan)
- Giresun-Bulancak Kayı
- Isparta (Merkez) Kayı
- Kastamonu-Kuzkaya Kurtkayı (Merzuklar) - " Kayıköy
- Kastamonu-Daday Aşağıkayı
- Kastamonu-Tosya Yukarıkayı -" Kayıcılar
- Konya-Bozkır-Belören Kayı
- Kütahya-Emet Kayı
- Kütahya-Tavşanlı Kayı
- Nevşehir-Hacıbektaş Kayı
- Niğde-Bor Kayı ( Hedil )
- Mardin-İdil-Haberli Kayı
- Sivas-Suşehri-Akıncılar Kayı
- Tekirdağ ( Merkez )
KAYNAKÇA
A. Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1946, s. 138, 140, 466 vd.
a.mlf., Oğuz Destanı: Reşideddin Oğuznamesi, Tercüme ve Tahlili, İstanbul 1972, s. 53-63.
Faruk Sümer, Oğuzlar, İstanbul 1980, s. 261-281, 423-425, 461.
a.mlf., “Osmanlı Devrinde Anadolu’da Kayılar”, TTK Belleten, XII/47 (1948), s. 575-615.
a.mlf., “Kayı”, İA, VI, 459-462.
M. F. Köprülü, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Etnik Menşei Mes’eleleri”, TTK Belleten, VII/28 (1943), s. 219-284.
Türk islam ansiklopedisi


Yorumlar

Popüler Yayınlar