GÖKTÜRK’ün TOPRAK HALKI MAYHAN UUL KURGANI
Kurt heykelleri başka yerlerde var konu karışmasın diye bunu da belirteyim
.İki tane köpek gömülmüş .Bu konu karışmasın diye ekleme yapmıyorum aşağıya ekleyeceğim
1500 Yıllık Göktürk Mezarı ve DUVAR RESİMLERİ ( I )

YOĞ TÖRENİ
Yoğ Kurganın yeraltındaki mezar odasına uzanan koridorun, birbirine bağlı dördüncü çukurunda iki odacık (niş) bulunuyor. Bunların her birine pişmiş topraktan yapılmış 45 heykelcik yerleştirilmiş. Kadın ve erkekler duvarın kenarına dizilmiş ve önlerinden at üstünde müzisyenler geçiyor. Böylelikle yoğ yani gömü töreni canlandırılmış

Kazı ekibinden Cantekin Karcaubay buluntulardan birini inceliyor

Koridorun dördüncü çukurunda, batı ve doğu duvarlarında iki odacık (niş) yer alıyor. Odacıkların kapıları ahşap ve tunç bir kilitle kilitlenmişler
Mayhan Uul Kurganı-Orhun Vadisi-Moğolistan

MAYHAN-UUL KURGANI
Mezar odasına uzanan koridor Mayhan Uul Kurganı’nın güney tarafındaydı. Gömü işlemleri bittikten sonra koridor tamamen taş ve toprakla doldurulmuştu. Arkeolojik kazı yapılırken de sadece bunlar çıkartıldı. Son derece titiz şekilde sürdürülen kazı sonucunda duvar resimleri ve diğer buluntular zarar görmedi. Kurganın yapımında daha öncekilerden farklı bir tasarım kullanılmıştır. Coğrafya yazın çok yağmurlu ve sıcak olduğundan hava durumu özellikle dikkate alınıp kurganın yapımı birkaç aşamada gerçekleşmiştir. Önce toprak dökülmüş, sonra ağaçlar kullanılmış, daha sonra da çakıllı kum konulmuştur. Her aşamadan sonra su dökmüş ve toprak vurularak sıkıştırılmıştır. Bu sayede kurgan yüzyıllarca şeklini korumuş ve mezar odası pek zarar görmemiştir.

Fotoğraf: Koridorun 42 metrelik duvarındaki resimlerin arasında iki at ve süvarileri de bulunuyor. Atların biri kırmızı, diğeri gri-siyah. Koşumları da bütün detaylarıyla tasvir edilmiş. Atın kuyruğu bağlı, yelesi üç dişli olarak kesilmiş. Bu gelenek sadece Göktürklere ait. Bu tür at tasvirlerine bozkırdaki kaya resimleri ve kabartmalarda da rastlanıyor. Bunlar ölen kağanın atları; öbür dünyada da kullanması düşünceyle çizilmiş. Atların yanındaki adamların ise yüzleri ve elbiseleri farklı. O dönemdeki Göktürklerin giyiniş tarzı hakkında detaylı bilgi veriyor. Duvar resimlerinin hepsini Türk kökenli ressamlar çizmiş olmalı. Çünkü resimlerde başka bir kültüre ve geleneğe ait herhangi bir detay bulunmuyor. Eserler ayrıca Göktürklerde resim sanatının ne kadar gelişmiş olduğunu da gösteriyor.

Renkli Göktürk Erkeği Kurgandan çıkan pişmiş topraktan heykelcikler canlı renklerle boyanmış ve en ince noktasına kadar işlenmiş. Fotoğraftaki erkek heykelciliğinin yüzünde bu detayları görmek mümkün.

Öteki Dünyanın Resimli Yolu Mezar odasına uzanan koridorun duvarları resimlerle süslü; 35 derecelik eğimli bölümü birinci kemerden sonra düz olarak devam ediyor. Kemerin altında tünel şeklinde geçit yer alıyor. Burada da duvarlar sıvalı ve resimlerle bezeli. Kemerin üzerine tapınak, koruyucu boğa ve nilüfer çiçekleri çizilmiş.

Bütün Yırtıcılar Birçok yırtıcı hayvanın karakteristik yanlarını kendinde toplayan iki mitolojik hayvan heykelciği de buluntular arasında. Koruyucu olarak konulan bu heykelcik de boyanıp detaylandırılmış.




MAYHAN UUL ÇADAR DAĞI-ORHUN VADİSİ /MOĞOLİSTAN
Bilge Kağanın cenaze merasimi Kurt başı sancakları burada görebilirsiniz resimi büyütünce .Masanın üzerindeki köpek
Tatar Türkleri cenaze merasimi
GÖKTÜRK’ün TOPRAK HALKI
***MAYHAN UUL KURGANI ***
PROF. DR. SARTKOJAULİ KARCAUBAY,
Üzgün erkekler ve kadınlar; önlerinden geçen tören alayı, atlı müzisyenler.
Pişmiş topraktan 45 heykelcik… Yeraltına inen koridorun duvarlarında dev parslar, kutsal ağaçların altında ağlayan kadınlar.
Bir Göktürk kağanına ait, bulunan ilk yeraltı mezarı…
Moğolistan’ın başkenti Ulan Bator’un batısındaki Mayhan Uul Kurganı 7. yüzyıldaki Türklerin yaşam tarzı, sanatı, mimarisi, gömü geleneği ve dünyaya bakışı hakkında eşsiz bilgiler sağlıyor.
Göktürk kağanlarının “örgü (saray) yükseltip” örgülerine dokuz tuğ dikerek 200 yıl saltanat sürdükleri Altın Beşik, şimdiki Moğolistan’ın sınırları içinde yer alıyor. Göktürkler bu topraklarda binlerce değerli kültür mirası bırakmışlardı. Bunlardan biri de Mayhan Uul Kurganı’ydı. Kazakistan ve Moğolistan’ın 2011 yılında Prof. Kharcaubay Sartkojaulı’nın başkanlığında başlattığı ortak bir proje ile bu kurganda kazılar gerçekleştirildi.
Mayhan Uul Kurganı Orta Moğolistan’da, başkent Ulan Bator’un 210 kilometre batısında, Bulgan eyaletinde, adını aldığı dağın, Mayhan Uul’un (Çadır Dağı’nın) eteğindedir. Ayrıca, yine bu dağın eteklerinde, Mayhan Uul gibi yığma topraktan, kümbete benzer 12 kurgan bulunmaktadır; 7-10. yüzyıllar arasına tarihlenen bu anıtmezarların tümü Göktürklere özgü bir gelenek olarak bilinen hendeklerle çevrilidir.
Mayhan Dağı’nın güney eteğinde uzanan Ulan Hirem (Kızıl Kale) bozkırında ise, kalesiyle bu bozkıra adını veren bir ortaçağ kentinin kalıntıları bulunmaktadır. Mayhan Uul Kurganı’nın 20 kilometre batısında da bir eski Türk yazıtı olan Ar Hanan yer alır. Bu coğrafyayı şekillendiren bir diğer özellik ise kurganların 5 kilometre kadar doğusunda, kuzeye doğru akan Tola Irmağı’dır. Eski Türk yazıtlarında Tola Irmağı’nın adı “toﻻla” diye yazılıdır ve eski Moğolcada da “toﻻla” olarak geçer. Eski Türkçedeki anlamı gibi nehir kavislenerek yani menderesler yaparak ilerler.
MAYHAN UUL KURGANI
Mayhan Uul Kurganı 34×36 metre çapında bir alanı kaplar ve yüksekliği 4 metreye ulaşır. Kurganı çevreleyen 110 metre çapındaki hendeğin bugünkü derinliği 50 santimetre kadardır.
Bir benzeri, 760 yılında “İl Etmiş Bilge Kağan” onuruna yapılan Mogoyn Şine Us Barıqın (Barıqın: anıt tapınak) yanındaki Örgöt Dağı’nın tepesinde bulunan bu tür kurganların, şekilleri bozmayacak bir yöntemle kazılmaları gerekiyordu. Kazakistan adına Kharcaubay Sartkojaulı ve Jantekin Kharjaubayulı ile Moğolistan adına Ayudayn Oçir ve Lhagvasuren Erdeneboldlar’ın katıldığı proje ekibi, özellikle bozkır arkeolojisinde pek fazla bilinmeyen, sadece yığma topraktan tepe şeklinde yapılan bu tür kurganlar için yeni bir kazı stratejisi geliştirme ihtiyacı duydu.
Gerek yükseltiyi tahrip etmeyen, gerekse geniş alanları kazmadan anıtmezara ulaşmaya yönelik bir strateji geliştirildi ve anıtmezarın yapımı sırasında giriş çıkışı sağlayan, dromos adını verdiğimiz koridor tespit edilerek kazılara bu koridordan başlandı.
İlk olarak topoğrafik detaylara göre kurganın güney eteğindeki giriş koridorunun izi belirlendi ve onu tamamen dolduran toprak ve taş temizlendi. Uzunluğu 42 metreye ulaşan koridorun ilk 20 metresi yaklaşık 35 derecelik eğimle alçalıyordu. Düz ilerleyen son 22 metrede ise kenarların yıkılmasını engellemek için beş tane kemer yapılmıştı. Bu son bölümün inşası için önce aynı hizada 7,5 metre derinliğinde dört çukur açıldıktan sonra çukurların arasındaki toprak alttan tünel gibi delinerek birbirine bağlanmıştı. Bu sayede arada kalan kısımlar kemer şeklini almış ve kemerli bir koridor oluşmuştu. Anıtmezarı inşa edenler bu yöntem sayesinde hem hava ve ışık ihtiyaçlarını gideriyor, hem de kazılan toprakları buralardan çıkartıyorlardı.
Koridorun bütün duvarları samanlı bir harçla sıvanıp üzerine ince toprakla son kat çekilmiş ve resimlerle bezenmişti. Duvarlarda, 99,2 metrelik bir bölümü kaplayan, kırmızı ve siyah boyalarla yapılmış 45 resim açığa çıkarıldı. Bunların en büyüğü, ürkütücü bir şekilde tasvir edilen ve boyu 7,5 metreyi bulan pars betimlemesiydi. Kemerleri süsleyen resimler arasında oryantal üslupta tapınaklar, koruyucu boğa ve nilüfer çiçeği dikkati çeken diğer betimleri oluşturuyordu.
Koridorun eğimli kısmında iki pars, altı kırmızı bayrak ve sekiz farklı rütbe ve teçhizata sahip insan resimleri ile karşılaşıldı. Koridorun diğer yarısı da resimlerle kaplıydı. İlk çukurun bulunduğu yerde iki süvari ile koşumlu iki at; ikinci çukurda iki erkek betimi; üçüncüde yine iki erkek ve bir tazı ile dördüncüde dört erkek hizmetçi resmi bulundu. Oldukça net ve en ince detaya kadar özenle yapılan resimler niteliklerinin yanı sıra çok sayıda ve büyük boyutlu olmalarıyla da Moğol bozkırında bir ilki temsil ediyordu.
TÖRENİ ANLATAN HEYKELCİKLER
Dördüncü çukurun bulunduğu kesimde bizleri bir başka keşif bekliyordu. Mezar odasına ulaşan koridorun duvarına açılan iki odacık (niş) ahşap bir kapı ile örtülerek tunç bir kilitle de kilitlenmişti. Dış yüzü düğmelerle süslü, 122х102 santimetre boyutlarındaki iki kanatlı kapının ardındaki bu odacıkların her birinde pişmiş topraktan 45 heykelcik bulundu. Kadın ve erkek betimlerinden oluşan, bazıları elinde bayrak tutan bir grup, yuvarlak bir dönüşe sahip kenarlara paralel dizilmişlerdi. Odacığın ortasında ise at üstünde müzisyenler, zırhlı at, deve, tanımlanamayan bazı hayvan ve tazı heykelcikleri yer alıyordu. Olasılıkla gömü törenini canlandıran bu eserler Mayhan Uul Kurganı’nın bir başka gizemini ortaya koyuyordu.
MEZAR ODASI
Kurganın ana bölümünü oluşturan mezar odasının girişine ulaştığımızda, mezarı soygunculardan ve mezar kapatılırken koridora doldurulan topraktan korumak için örülmüş bir taş duvar ile karşılaştık. Duvarın yanı sıra girişte, koruyucu olarak birçok yırtıcı hayvanın karakteristik yanlarını kendinde toplayan iki mitolojik hayvan ile iki zırhlı insan heykeli yer alıyordu. Boyalarla renklendirilen bu pişmiş topraktan insan heykelcikleri, varlıkları kadar oldukça detaylı işlenmiş yüzleriyle dikkat çekiyordu.
Heykellerin ardında, mezar odasının ahşaptan, kilitli kapısına ulaşıldı. Ne yazık ki çöken toprak kapıyı tahrip ettiği gibi mezar odasının zeminindeki tüm buluntuları örtmüş ve odayı 1,5 metre yüksekliğe kadar doldurmuştu. Odanın eni ve boyu 4 metre, yüksekliği ise 4,5 metreydi. Temizliği tamamlandıktan sonra odanın batı kenarında ahşap bir tabut, doğusunda ise ahşap eşyalar açığa çıkarıldı. Yamuk biçimde, iki kat tahtadan yapılan tabutun içinde, 80×35 santimetre boyutunda bir kutu vardı. Dört kat farklı bezle sarılan kutunun içinde altından yapılmış eşyalar ile karşılaşılırken, kutunun yanında duran bez torbanın içinde de 45 adet altından Bizans ve yerel üretim sikke bulundu. Göktürk geleneklerine göre yakılan ölünün külleri ise ahşap bir kutuya konulmuştu.
Bulunan eşyalar arasında taç, altın bardak ve kemer plakalar olasılıkla gömü töreni için yapılmamış, mezar sahibinin yaşarken kullandığı eşyalardı. Koridorda olduğu gibi mezar odasının duvarları da büyük boy resimlerle kaplıydı. Yanında erkek ve kadın bulunan kutsal ağaç resmi beş ayrı yeri süslüyordu. Yüzleri hüzünlü olarak betimlenen insanlar arasındaki bir kadın figürü de elinde mendile benzer bez parçasıyla ağlar şekilde çizilmişti.
Yazılı bir belgeye rastlanmayan mezarın gerek yapım şekli, gerekse açığa çıkarılan buluntular değerlendirildiğinde Göktürk yöneticilerinden birine ait olduğu anlaşılmaktadır.
Tabuttan çıkan Bizans sikkelerine göre 7. yüzyılın ortalarında yapıldığı anlaşılan kurgan Göktürk yöneticilerine ait, bugüne kadar bulunan ilk mezar.
Toplam 560 ahşap eşya, pişmiş topraktan heykelcikler, altın eşyalar, süslemeler ve duvar resimleri gibi çeşitli buluntular yine 7. yüzyılda bu bölgede yaşayan Türklerin yaşam tarzı, sanatı, mimarisi, gömü geleneği ve dünyaya bakışı hakkında eşsiz bilgilere ulaşmamızı sağladı.
(*) PROF. DR. SARTKOJAULİ KARCAUBAY, AVRASYA ÜNİVERSİTESİ TÜRKOLOJİ ENSTİTÜSÜ MÜDÜRÜ
(**) CANTEKİN KARCAUBAY, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Ü. Tarih Bölümü’nde doktora öğrencisi
Fotoğraf: Koridorun 42 metrelik duvarındaki resimlerin arasında iki at ve süvarileri de bulunuyor. Atların biri kırmızı, diğeri gri-siyah. Koşumları da bütün detaylarıyla tasvir edilmiş. Atın kuyruğu bağlı, yelesi üç dişli olarak kesilmiş. Bu gelenek sadece Göktürklere ait. Bu tür at tasvirlerine bozkırdaki kaya resimleri ve kabartmalarda da rastlanıyor. Bunlar ölen kağanın atları; öbür dünyada da kullanması düşünceyle çizilmiş. Atların yanındaki adamların ise yüzleri ve elbiseleri farklı. O dönemdeki Göktürklerin giyiniş tarzı hakkında detaylı bilgi veriyor. Duvar resimlerinin hepsini Türk kökenli ressamlar çizmiş olmalı. Çünkü resimlerde başka bir kültüre ve geleneğe ait herhangi bir detay bulunmuyor. Eserler ayrıca Göktürklerde resim sanatının ne kadar gelişmiş olduğunu da gösteriyor.
Yazı: Sartkojauli Karcaubay / Fotoğraflar: Mayhan Uul Kazı Arşivi
Atlas Ocak 2013 / Sayı 238
Anav kültüründen daha da eskiye gidiyor bu totem ibadeti bunu rahatlıkla söyleyebilirim Irk olarak karışık biraz
Orta Moğolistan’da Türklerin Atayurdu olduğu varsayılan Ötüken Ormanları içinde bulunan adı belirlenemeyen bir Göktürk hükümdarına ait olduğu belirtilen mezarda ele geçirilen arkeolojik buluntular, tarihi ezberleri bozacak türden bulgular içeriyor. Ortasaya ve Türk tarihi açısından Arkeolojik önemi büyük kazıyla ilgili hazırlanan belgesel görüntüleri özel bir Türk Televizyonunda ilk kez yayınlandı….
KURGAN 2001, MEZAR 2011 YILINDA BULUNMUŞTU
Kazakistan’nın Novosti-Kazakistan Haber Ajansının Ekim 2011 tarihinde servis ettiği habere göre Orta Moğolistan’ın Bulgan vilayetinin Bayan-Nur bölgesinde; Kazakistan Kültür Mirasını Ortaya Çıkartma Projesi çerçevesinde Kazakistan ile Moğolistan işbirliğiyle Kazakistan Türkoloji Enstitüsü ve Moğolistan Tarih Enstitüsü elemanlarının ortak gerçekleştirdiği kazılar çerçevesinde M. S. 7 veya 8. yüzyıllarda gömülmüş bir Türk Kağanına ait mezar bulunduğu açıklanmıştı.
2001 yılında yapılan ön araştırma raporlarına göre yeri belirlenen kurganda yapılan araştırmalar sonucunda mezarın önünün Türk geleneklerine göre güneyde olması gerektiğinden yola çıkılarak 2011 yılında yapılan kazılarda, yer seviyesinden 7,5 metre, kurgan tepesinden 11 metre aşağıda mezarın girişi bulundu. 42 metrelik dehlizin sonunda bulunan mezardaki arkeolojik bulgular bu güne dek bilinen pek çok tarihi bilgiyi değiştirecek türden.
Kazı ekibinde bulunan Türkoloji ve Altay Çalışmaları Araştırma Merkezi’nin müdürü Profesör Karajabay Sartkojalı, ünlü akademisyen resim sanatçısı ve restorasyoncu Kırım Altınbekov ve Moğolistan Tarih Enstitüsünün yöneticisi Ayuydayn Oçirom’un önderliğini yaptığı kazılarda bulunan ve kurgan olduğu anlaşılan mezarda; değerli mücevherler, altın paralar, kilden pişirilerek yapılmış tam boy, insan, at ve köpek heykelcikleri ve kaseler ve duvar resimleri bulunmuştu.
Haberde arkeologların alışılageldik ‘mezar tümseğinin üst kısmının bir delik açma’ yönteminin yerine, yeni bir yöntem kullanaran, mezar girişini bulup ve mezara kadar giden yolu temizleyerek mezara ulaştıkları bilgisi yer alırken, bu yöntem sayesinde mezar duvarlarında bitkisel boyalarla tam boyda yapılmış insan ve hayvan resimlerinin zarar görmemesinin sağlandığı belirtiliyordu.
GÖRÜNTÜLER İLK KEZ BİR TÜRK TELEVİZYONUNDA YAYINLANDI
Sözkonusu kazıyla ilgili hazırlanan belgeselin görüntüleri 3 Kasım günü Haberturk Televizyonunda Murat Bardakçı’nın hazırlayıp Erhan Afyoncu ve Zeynep Özkartal’la birlikte sunduğu “Tarihin Arka Odası” programınında gösterildi. Moğolistan’da bir Göktürk hükümdarı için bundan 1500 yıl önce inşa edilen ve geçtiğimiz aylarda ortaya çıkartılan mezarın görüntüleri yayınlandı.
Elde edilen bulgular, Türk hükümdann ‘panaramıa’ denilen cenaze merasimine katılanlann ‘kan ağladığını gözler önüne sererken, 6. yüzyıl Orta Asya’sında öte dünya inançlarına dair ipuçlarını da gözler önüne seriyor. Öte yandan mezarda bulunan resimler Türklerin o yıllarda hâlâ göçebe şekilde yaşadığını savunanları yalanlar nitelikler içeriyor. Bulgulara göre Türkler, ahşap, toprak ve metal işçiliği konusunda hayli maharetli görünürken ticaret konusunda da paralarla araları hayli iyi. Hatta o dönemde Türk elöi ve tüccarlarının sadece Çinle değil Bizanslı tacirlerle de ilişki içinde olduğu anlaşılmakta.
Mezarın ait olduğu kağanın cesedinin yakılmış olmasından yola çıkarak 1. Göktürk Devleti dönemine ait olduğu sanılan mezarla ilgili bilgileri programa konuk olan eski Türk Tarihi uzmanı Prof. Dr. Ahmet Taşağıl ile Göktürk mezarını bulan ekip başkanın oğlu Kazak arkeolog Cantekin Karcaubay konuk oldu.
Binbeşyüz yıl önceki Türk geleneklerini gözler önüne seren araştırma bulgularınını 4 saatlik belgesel haline getirdiğini belirtenCantekin Karcaubay, belgesel filmin ilk kez Kazakistan ve Moğolistan’da yayınlanacağını söyledi.
AVRASYA BOZKIRLARININ EN BÜYÜK DUVAR RESMİ
Belgeselde yer alan görüntülerde 45 metrelik dehlizin iki tarafında yer alan resimlerin Avrasya bozkırlarındaki en büyük duvar resmi olduğuna dikkat çekildi.
Göktürk hükümdarlanndan bınne ait mezara 45 derecelik açıyla giden dehlizde 22 metrelik duvar resmi de şaşırtıcı unsurlardan. Resimde 3 adam ve tünelin ucuna doğru yol almakta olan bir ejderha görülüyor. Kazak Vkeolog Cantekın Karcaubay. mezan inceleyen Çinli ve Japon bilim ınsanlannın mabetteki buluntulan yorumladığını ve duvardaki ejderhave pars betimlemelerine rağmen mezarda Çın kültürüne dair hiçbir ize rastlanmadığını söyledi.
Mezarı koruduğuna inanılan, Yaklaşık 9 metre boyunda Turkuaz renkli ejderhaların, parsların, kanatlı köpek grifonların, 1500 yıllık mezardaki buluntular ezberleri bozacak türden.
Mezarda bir Kıpçak boyu olduğu belirtilen Aşınalara ait çarpıcı figürlere rastlandı. Budist gelenekleriyle gömülen hükümdann yakılarak, küllerinin ahşap bir tabutun içine yerleştirilmiş kutu içinde korunduğuna dikkat çekildi. Ahşap tabuttaki 80×30 santimetrelik bir kutuda, hükümdarın yakılan cesedinin külleri bulundu. Panarama1 diye nitelenen cenaze merasimini gösteren resimlere askerlerin atlanyla beraber cisimleştirildiği heykelcikler eşlik ediyor.
Tabutun etrafındaki minyatür Göktürk ahalisinin, cesedi yakılan kişinin ruhuna öte dünyada eşlik edeceğine inanılıyor.
Göktürkler zamanında düzenlenen cenaze törenlerine eşlik eden müzisyenlerin atlı olmasının yanı sıra, boru, kaval ve flüt benzeri nefesli çalgılar ile Akardion benzeri körüklü ve tuşlu çalgılar çaldıkları dikkat çekiyor.
RESİMLERDEKİ RENKLER 1500 YILDIR SOLMAMIŞ
Göktürk hanının mezarında bulunan, pişirilmiş killi topraktan yapılmış ve üzeri özenle boyanmış heykelciklerin görüntüleri de programda yayınlanan unsurlar arasındaydı.
Çin’de bulunan Hanlar dönemine ait, Terrakota Ordusunun insan boyundaki topraktan yapılmış askerlerini andıran heykel ve kabartmalardaki boyaların aksine, Ötüken bölgesindeki Göktürk mezannda elde edilen heykellerin renklerinin solmamaış olması dikkat çekti. Aradan geçen 1500 yıla rağmen Turkuaz ağırlıklı renklerle süslenmiş desenlenn parlaklığını koruduğuna dikkat çekildi.
Resimlenndekı detaylar da dikkat çekici. Duvardaki at resimlennın yerden yüksekliği 180 santimetre. Duvara boylu boyunca çizilmiş at resımlenndekı detaylar, izleyenlerde hayranlık uyandınyor.
GÖKTÜRK BAYRAKLARI KIRMIZI VE İNCEYMİŞ
Duvar resmilerinde görülen bayraklann tek şerit halinde kırmızı renkte olması dikkat çekti. Toprağın çeşitli maddelerle kanştınlıp yüzeyinin sıvanması sonucu elde edilmiş sert duvara nakşedilen figürler, MS 7. veya 8. yüzyılda hükün süren Kağanın devletinin Türk Bayraklannın neye benzediğini de gözler önüne serdi.Kırmızı ve ince enli bayraklarda şekil bulunmuyor.
Görüntiler bugüne kadar Göktürklerin bayrağının “Kurt başlı” olduğunu, hatta bayrak kullanmayıp bu sancağı kullandığını savunanların tezlerini de yalanlarken, “kızıl tuğ” tezlerini de doğruluyor.
Mezardaki resimlere göre Göktürkler, tuğ şeklinde, ince uzun, ucu yırtmaçlı kırmızı renkli bayrak kullanıyorlardı.
TÜRKLERİN KUTSAL HAYVANI KURT DEĞİL PARS MIYDI?
Yaklaşık 1500 yıl önce gömülmüş Han Mezarı’nda bulunan bazı objelerin üzerinde ve duvar resimlerinde bulunan rengarenk Pars resimleri, özellikle 20 metre uzunluğundaki Pars duvar resmi de gösteriyor ki; Göktürkler için Pars, Kurt’tan çok daha önemli. Cantekin Karcaubay, Pars’ın Göktürklerin Totem’i olabileceğine dikkat çekiyor.
Prof. Dr. Ahmet Taşağıl ise Bozkurt ve Asena tarzı sembollere sanılanın aksine, Orta Asya’daki kaya resimlerinde fazla rastlanmadığını tam aksine Pars, Koç ve Yaban Keçisi gibi hayvan figürlerine daha sık ve bolca rastlandığını söyledi. Han mezarında bulunan koç, tavuk ve domuz gibi hayvan tasvirlerin ise 12 Hayvanlı Türk Takviminden kaynaklanmış olma ihtimali bulunuyor.
Öte yandan Taşağıl, Ergenekon destanında bozkurt imgesinin öemli rol oynadığını, Orhun Abideleri’nde ve bazı kaya resimlerinde çocuk emdiren kurt sembolünün bulunduğunu da hatırlatarak, Roma mitolojisindeki Romus ve Romulus kardeşler öyküsüyle etkileşim olabileceğini söyledi.
GRİFON KORUYU TILSIM MAHİYETİNDE
Mezarda bulunan en dikkat çekici cisimlerin başında ‘grifon’lar geliyor. Hükümdann mezannı her türlü tehlikeden, özellikle de yabancılardan koruyacağı inanacıyla titizlikle hazırlanan ‘kanatlı
köpeği andıran grifon, bir çok hayvanın kanşımyla elde edilmiş grifon mezar odasının her iki yanına yerleştiriliş. Kazı ekipleri mezara girdiğinde dehlizin sonunda ilk olarak her iki köşede yer alan mezar koruyucularını görmüş. Kötü ruhlu bir cin ya da iyi huylu bir cin olup olmadığı bilinmeyen ilginç tasvirin yanında turna sürüsü tarzında kuşlaırn da mezar resimleri arasınd bulunması dikkat çeken unsurlar arasında yer aldı.
köpeği andıran grifon, bir çok hayvanın kanşımyla elde edilmiş grifon mezar odasının her iki yanına yerleştiriliş. Kazı ekipleri mezara girdiğinde dehlizin sonunda ilk olarak her iki köşede yer alan mezar koruyucularını görmüş. Kötü ruhlu bir cin ya da iyi huylu bir cin olup olmadığı bilinmeyen ilginç tasvirin yanında turna sürüsü tarzında kuşlaırn da mezar resimleri arasınd bulunması dikkat çeken unsurlar arasında yer aldı.
CENAZEDE KAN AĞLAMA GELENEĞİ
Tarihin Arka Odası programının konuklarından Mimar Sınan Üniversitesi Öğretim Üyesı Prof. Dr. Ahmet Taşağıl. arkeolojik bulgulara bakıldığında o dönem Türklerin bazı boylan üzerinde Budizmin yoğun etkilerinin görüldüğün ifade edilebileceğini söyledi. Türk gelenekleriyle gömülmüş ismi meçhul Göktürk hükümdannın mezannda ağıt yakan insanlan gösteren bulgulann varlığına da dikkat çeken Taşağıl. cenaze törenine katılanlann, Alper Tunga destanında belirtildiği gibi, yas tutmak için yüzlerini çizerek, kanlarıyla gözyaşlarının birbirine kanşmasım amaçladıklarını dile getirdi.
Mezar da elde edilen bulgulann. özellikle de ejderha-pars fıgürlerinin. ‘Türklerin tarihinde totem yoktur” tezini savunanları yalanladığı belirtildi.
Mezardan çıkarılan eserlerim Moğolistan’daki Harhorim Müzesi’nde sergilendiği, Göktürk mezarın UNESCO yetkililerince de incelendiği belirtildi.





















Yorumlar
Yorum Gönder