MÖ 2. BİN YIL BAZI GELENEK VE HALK MOTİFLERİNİN GÜNÜMÜZE YANSIYAN ÖRNEKLERİ
At Başlı Mezar Taşı / Gravestone with Horsehead. Abaka
MÖ 2. BİN YIL BAZI GELENEK VE HALK MOTİFLERİNİN GÜNÜMÜZE YANSIYAN ÖRNEKLERİ
Hititçe metinlerde at, Sümerce karşılığı olan ANŠE.KUR.RA “dağ eşeği” olarak geçmekteydi2 . Hititler at yetiştiriciliğini Hurri kökenli Mitanniler’den öğrenmişlerdir. Kuşkusuz Anadolu halkı, atı çok eskiden beri tanıyordu ama at eğitim yöntemlerini Hurriler kadar iyi bilmiyorlardı. Bu nedenle Mitanni Devleti’nden Kikkuli isimli bir at yetiştiricisini Hattuša’ya getirerek ona Hititçe “At Eğitim Uzmanlık El Kitabı” yazdırtmışlardı3 . Ünal’a göre Hurrilerin etnik ve kültürel özellikleri onların at yetiştirmedeki becerilerinin nedeniydi. Yani Hurriler Kafkasya kökenli olmaları ve Kurgan kültürü içinden çıkıp Önasya’ya gelmelerinden ötürü atı iyi tanıyorlar ve eğitimini de çok iyi biliyorlardı4 .
Diğer yandan; Hitit Panteonunda yer alan Hatti kökenli at tanrısı Pirwa5 , Hititlerdeki at kültünün Asyanik bir kavim olan Hattilere geri gittiğini göstermektedir. MÖ 3. Bin yılın son çeyreği Anadolu, Mezopotamyalı kavimler tarafından, ‘Hatti Ülkesi’ ve halkı da ‘Hatti insanları’ olarak adlandırılıyordu6 . Hititlerin Anadolu’ya gelişlerinden sonra da, Anadolu MÖ 2. Binin sonuna kadar Hatti Ülkesi olarak anılacak hatta Hitit Kralları bile kendilerine ‘Hatti Ülkesi Kralı’ diyeceklerdir. Hatti Halkının dili, Hitit dilinin aksine, asyanik yani bitişken dil gurubuna girmektedir. Türkçe’nin de içinde bulunduğu bu dil gurubunda Hattice’nin de olması Sümerler, Hurriler, Urartular ve Selçuklular gibi Asya kökenli olduklarına kanıttır7 .
Hititler döneminde gerçekleştirilen ve günümüzde hala Orta Asya Türk Devletlerinde uygulama alanı bulan ve Anadolu’da ise sadece Çorum’da iki köyde devam ettirilmeye çabalanan “at kurbanı” geçmişten bugüne süregelen önemli bir ritüeldir.
Hititçe Metinlerde, At Tanrısı Pirwa için kutlanan birçok bayram ve merasim bulunmaktadır. Bir Hititçe Metin yerinde dağın ortasındaki Pirwa ve atlarından söz edilir.8 Muhtemelen burada Pirwa’nın dağlardaki bir kült yerinden ve onun için gerçekleştirilen bir at kurbanından bahsedilmektedir. Öte yandan, KUB 39.56 1 vdd’de “at” ve kuer- “kesmek, kesip ayırmak, kesip koparmak”9 ifadesi birlikte geçmektedir. Bu metin yeri Hititlerde at kurbanına doğrudan işaret etmektedir. Hitit cenaze ritüellerinde de sığır ve at başlarının yakıldığı bilinmektedir10 Osmankayası mezarlığında az miktarda at kemiğine rastlanmıştır. Fakat atlar yenilmek üzere değil, ölüye eşlik etmesi için kurban edilmiş olmalıdır11. Göktürklerde de ölen kişi çadıra konuluyor ve kişinin çocukları ve akrabaları tarafından kurban olarak belirlenen koyun ve at kesilerek çadırın önüne yerleştiriliyordu. Daha sonraki gün ise ceset, atı ve eşyaları ile birlikte yakılıyordu (Mau –Tsai, 2011: 22).
Hititçe bir envanter metni olan KUB 30.32 IV 6 vdd’de bazı gıda maddeleri, 30 boğa, 33 sığır, 300 koyun, buzağısıyla siyah bir inek, kuzusuyla birlikte siyah bir koyun ve siyah tayıyla birlikte siyah bir atın da kurban malzemeleri arasında sayılması dikkat çekicidir. Burada özellikle siyah tay ve attan söz edilmesi ilginçtir. Belki de bir cenaze ritüeli sırasında ölen kişi için ya da bir bahar bayramında bolluk ve bereket için yere kurban ediliyordu. Şamanizm’de Gök Tanrı için düzenlenen merasimlerde beyaz at kurban edilmekteydi12. Diğer taraftan kara atı ise yer için kurban ediyor olmalıydılar. Zira Türklerde kara, kötü ruhlarla ve yeraltında yaşayan erlik ile özdeşleştiriliyordu13. Türklerde en önemli kurban kuşkusuz At’tı. Çünkü doğaya ve Kök Tengri’ye sunulacak olan kurbanın özenle seçilmesi ve Türklerin en değerli varlığı olması gerekirdi. Altaylardaki kurganlarda birçok at iskeleti bulunmuştur. Günümüzde de halen kurban bayramlarında bazı Kırgız ve Kazak Türkleri at kurban etmektedir14. Herodotos, İskitler’in kurban olarak bütün hayvanları, özellikle de atı kestiklerinden söz etmektedir. Kurban ayinini ise şöyle anlatmaktadır:
“Kurban ortaya konulur, ön ayakları bağlanır; kurbanı kesecek olan adam hayvanın arkasında durur, ipin ucunu çeker, hayvanı düşürür; hayvanı düşürürken kurban hangi tanrıya sunuluyorsa o tanrıya dua eder, sonra boğazına ince bir ip dolar, ipin arasına bir sopa sokar, sopayı çevire çevire sıkar ve kurbanı boğar; ateş yakılmaz, önceden bir tören yapılmaz, kutsal su serpilmez. Kurbanı boğduktan sonra yüzer ve pişirirler.” (Herodotos, Historiai, IV: 60- 61.)
Günümüzde Çorum-Dodurga İlçesi Mehmet Dede Tekke Köyü ve Mehmet Dede Obruk Köylerinde her yıl Mayıs Ayı’nın ilk haftasında, Hıdırellez şenlikleriyle de bağlantılı olarak, her iki köyün ahalisi toplanarak Köyün yakınlarında bulunan Kızıltepe’ye gitmekte ve at kurbanı gerçekleştirmektedir. Köy Ahalisi kurban edilen atları yaban hayvanlarına yani tabiata armağan etmektedir. Kurban ritüelinden çok geçmeden büyük kanatlı kuşlar, kurban tespiti için uçmaya başlarlar. Kuşların uçuşunun ve kesilen kurban etini yemelerinin köye bereket ve uğur getirdiğine inanılmaktadır. Kurbandan sonra gelen ilk yağmurda ise köylüler Kızıltepe’ye bakarak şükretmektedirler. Burada Kızıltepe’nin köylüler üzerindeki tinsel etkisi çok önemlidir. Dağın yüceliği ve ihtişamı, ona verilecek kurbanın kendilerine bolluk ve bereket olarak geleceğine olan derin inanç, arkaik bir düşüncenin izlerini taşımaktadır (Res. 3-4).





Yorumlar
Yorum Gönder